Taş Yerinde Ağır / Stone is heavy on its own turf

22 Nisan / 29 Mayıs 2016 ‘Taş’ın hikâyesi” bir nevi medeniyetin hikâyesi sayılabilir. Doğaya şekil veren bu en temel hammadde, bir toz bulutu olan evrende yaşamın temelinin oluşabileceği ortam ve zemini sağlamıştır. Soyut evrenin şeklinin bir adım ötesine geçtiğimizde, ortaya çıkan her yıldız formu, ‘taş’ın şekillenme ve şekil verme hikâyesinin bir parçası olmuştur. Üzerinde yaşadığımız dünyanın olayı da, “kaderini kendi yörüngesinde arayan bir taşın hikâyesidir”. 

“Taş Yerinde Ağır” deyimi kavramsal olarak, “bir şeyin kendi bilinen çevresinde değerli olduğu” anlamını vurgulasa da, bu anlamına ek olarak bir nesne olarak taş’ın, sanatsal üretim biçimine yansımaları ve kavramsal olarak bir sanat yapıtında vurgulanma niteliği üzerinde durulmaktadır. Böylelikle geçmişten günümüze devam eden bu temel ilişkinin, güncel zeminde de var olan etkilerini yeniden ortaya koymak hedeflenmektedir. “Kimyasal veya fiziksel durumu değişiklikler gösteren, rengini içindeki maden, tuz ve oksitlerden alan sert ve katı madde” olarak tanımlanmış, yaşadığımız gezegende oluşturduğu kabuk katmanları ile canlılığın kaynağı ve evi olmuştur. Hem dünyamızın morfolojisini belirlemiş, hem de jeolojik olarak onun karakterini inşa ederek, yaşamsal topoğrafik bir desen oluşturmuştur. Bazı toplumlarda canlılığın kaynağı olduğu için taşın bizzat kendi de canlı bir varlık olarak görülmektedir. Kendini korumaya çalışan bir insanın ilk refleksi, yerden bir taş alıp fırlatmaktır.

Bu noktada kullanılan ilk aletlerin taş olması, insanların ilk barındığı mekânların taş’ın (mağaralar)içi olması, tarihi nitelikteki birçok iz ve işaretin bizzat taş ve ya taşın üzerinde bulunması, insanlık tarihine mal olmuş birçok anıtın, totemin ve mimari yapının taş’tan yapılmış olması ve en nihayetinde medeniyetin “taşı taş üzerine koyarak” inşa edilmesi meselesi söz konusudur. Göklerden gelen bir taşın tanrısallığın bir parçası olarak görülmesi ve kutsal sayılması, birçok dinde taşa yüz sürme ve dokunma, şeytan taşlama, taştan totemler yapma, mezar taşları, devasa mezarlar (piramitler), Stonehenge, Moai heykelleri (Şili), Aztek tapınakları, Balballar, Çin seddi vb. gibi dünyanın her bir köşesine insanlığın bir işareti olarak işlenmiş taş yapılar mevcuttur. Ayrıca devasa kalelerin yapılması, savaş alanlarında kullanılması, değerli taşlar çıkarmak için kurulan devasa maden ocakları, taşın evrimi ile ortaya çıkan beton fikri ve doğaya karşı oluşan betonlaşma süreci, en nihayetinde yeni mimari anlayışla ortaya çıkan yeni siluet. Sanat ve sanat tarihi açısından temel bir yer edinen taş’ın, hem nesne olarak, hem de oluşturduğu kavramsal yapı açısından sanatsal süreçteki yeri de çok önemlidir. Klasik anlamda mimari, heykel sanatı, rölyefler, mozaikler, takı sanatı, anıtlar vb. gibi bir çok sanatsal sürecin temel malzemesi olarak kullanılmıştır. Modern sanatta daha da kavramsallaşan bir yapıda, nesne olarak taş, arazi sanatı (landart), enstalasyonlar, grafitiler de duvar zemin olarak, resimde konu olarak ve birçok heykel yorumlamasında kullanılmaktadır. Bazı yaklaşımlarda taş’ın mimari evriminin devamı olarak, beton ve konstrüksiyon fikri de ele alınmaktadır. Günümüzde birçok sanatçının çağdaş sanat zemininde ortaya koyduğu yapıtlarda da sıkça kullanılan bir konu ve malzeme olduğunu görmekteyiz.

“Taş Yerinde Ağır” sergisi günümüz sanat ortamında malzeme, yöntem ve konu olarak taş ve taşın evrimi üzerine çalışmalarda bulunan sanatçılardan bir seçki hedeflemektedir. Böylece doğanın en temel yapısında var olan karakterin, süreçte yeniden bir duyarlılık göstergesi olarak, ifade edilmesi düşünülmektedir.

Kürtör / Curated by Şevket ARIK
Sanatçılar / Artists: Ali Şentürk, Alper Aydın, Alper Güzelsoy, Baran Çağınlı, Burcu Perçin, Cevdet Sarı, Gamze Güleç, Harun Antakyalı, Hazal Ünsal, Lütfi Özden, Mehmet Ali Uysal, Necla Rüzgar, Osman Dinç, Rezzan Gümgüm, Serkan Demir, Şevket Arık, Yasemin Kozak, Yasemin Tıgın, Yeşim Akdeniz
____

In a way the “Story of the Stone” can be considered the story of civilization. This most basic raw material which shapes nature ensures an environment and foundation in the universe which is a cloud of dust in which life can be established. As we move a step beyond the shape of the abstract universe every emerging star shape has become a part of the story of the embodiment of ‘stone’ and its formation. The phenomenon of the world we live in is ‘the story of a stone seeking its fate in its own orbit’. Although conceptually the phrase “Stone is Heavy on Its own Turf” emphasizes that ‘something is valuable in its own environment’ the reflections on the artistic manufacturing form of stone as an object and its conceptual emphasis in a work of art are also elaborated in addition to this meaning. Thus the objective is to manifest the impacts of the fundamental affiliation continuing from the past to the present on a contemporary platform. What is defined as “hard and solid substance with variations in chemical or physical status that takes its color from the minerals, salts and oxides contained within’ and which forms the crust layers on the plant we live on has become the source and habitat of life. The morphology of our world has been determined and a vital topographical pattern has been established with the geological structuring of its character. In some societies stones are perceived as living entities because they are the source of vitality. The primary reflect of a human being defending himself is to pick up a stone from the ground and hurl it. Furthermore, the fact that the first tools were made of stone, that the first accommodations of human beings were venues of stone (caves), that many traces and signs of historical quality are stone itself or marked on stone, that many monuments, totems and architectural structures depicting the history of humanity are made of stone and finally that civilization has been structured by ‘placing stone on stone’ is the issue. Considering a stone falling from the sky as a part of divinity and sacred, applying the face to stone and touching it are valid in many religions, stoning the devil, manufacturing totems, gravestones, large tombs (pyramids), Stonehenge, Moai statues (Chile), Aztec temples, Kurgan stelae, the wall of China are processed stone structures in every corner of the world as signs of humanity. Furthermore enormous castles have been built, stone has been used on battlefields, huge mines have been established to extract valuable stones, the idea of concrete which was generate with the evolution of stone and the concretion process formed against nature and finally the new skyline which emerged with the new understanding in terms of architecture. As an object in terms of art and the history of art as well as the conceptual structure it has established stone has gained a fundamental position and also holds a significant place in the artistic process. Stone has been used a basic material in the artistic process of classical architecture, the art of sculpture, reliefs, mosaics, jewelry and monuments. As an object, stone is used in modern art in a more conceptualized form in landart, installations, a base for wall graffiti, as a subject in paintings and used in the interpretation of many statues. Some approaches also deal with the idea of concrete and construction as the continuation of the architectural evolution of stone. Stone is observed as the subject and material often used by many contemporary artists manifested on a platform of modern art. The objective of the “Stone is Heavy on Its own Turf” exhibition is to present an anthology of the works of artists who have processed stone and the evolution of stone as a material, method and subject in a contemporary environment of art. Thus the intention is to re-express the character which is inherent in the most fundamental structure of nature as an indicator of sensitivity in the process.

www.artesanat.org

Ayrıntılar için tıklayınız!